Ya Ali

Ya Ali

25 Haziran 2014 Çarşamba

Asimileye uğrayan Akdenizin Arab Alevileri ..!

Hatay Özgülünde Alevi Sorunu

Hatay Özgülünde Alevi Sorunu


Muammer Doğan / Taha Haber
Hatay; inançlar ve çözülmesi gereken düğümler üzerine:

Ulusal boyutta Arap Alevileri, Arap ulus bileşeni taşıyan, Araplığını koruyan, dili-kültürü ve gelenekleri daim olan bir halk yaşayışı ve gerçeğidir..! Egemen Türk ırk vurgusuna rağmen yer yer asimile özellikler, özünden kayıplar pahasına etkide bulunsa da buna rağmen korunan bir öz yapıları vardır. Nüfus yoğunluğunun, gelenek ve görenekleri, dinsel tapınma ve bayram kutlamalarını gerçekleştirme boyutunda, önemli ve olumlu bir etken olduğu bilinmektedir..Aynı toprak parçasında; aynı şehir ve aynı köylerde Sayıca çok olmanın, ruhsal bir bağın devamında yabana atılmaz olumlu bir paratoner etkisi vardır..! Paratoner ikili bir yön içerir; aynı olanların kendini yeniden güncellemesi, dışlayan güce karşı da ortak tavır alınması...

Hatay özgülünde Alevi sorunu, Arap ulus kimlikli bir sorundur...! Dili, kültürü, tarihsel dokusu, ve inanç sistemiyle bir bütünlük içinde ele alınmalı, sorun bu kapsam ve boyutuyla çözüm hedefine konulmalıdır..Türkiye gerçeğinde Arap ulus bileşeninin az olması, Hatay özgülünde geçersiz bir tanımlama düzeyindedir..1939'lere kadar ayrı meclisi, ayrı bayrağı ve ayrı yönetimi olan özerk bir yapıdan söz ediyoruz.. Hatay Cumhuriyeti adını alan yapılanma, iç-işlerinde bağımsız, dış işlerinde ise Suriye’ye bağlıdır. Yapılan seçimlerde 9 Alevi Arap’ın yanısıra, 22 Türk, 5 Ermeni, 22 Sünni Arap ve 2 Ortodoks Rum, Hatay Cumhuriyeti Meclisine milletvekili seçilir. Ancak 1939’da Hatay’ın, Türkiye'deki egemen yapı tarafından ilhak edilmesi gerçeğiyle, otonomiye son verilir. Burada yaşayan Arap Alevileri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayılır ve azınlık hakkı da tanınmaz. Bundan sonra da tüm farklı ulus ve azınlık halklar gibi asimilasyon politikalarıyla Türkleştirilmeye çalışılırlar...Ve halen, tüm demografik değişim ve yer yer kasıtlı uygulamalara muhatap olunsa da, ruhsal şekilleniş ve insan merkezli inanç sisteminde varlığını, komşu Suriye halkıyla, akrabalık boyutunda devam ettiren bir Hatay halk gerçeği orta yerde duruyor; bu gerçek yok sayılarak, dışlanarak üretilecek her projenin çözümsüz olduğunu, ölü doğacağını söyleyebilirim...Dil sorunu, kur'an Arapçası boyutunda, ve gerici imajlar eşliğinde köreltilmiş bir halkın, dilini öğrenme, özümseme, acısı ve sevincini kendi jargonuyla dile getirmesi engellenmiş ve bu günümüze kadar alçaltıcı söylem ve vurgularla desteklenmiştir...

'Fellah', sözcük karşılığı çiftçi, üretici, ekici..anlamlarına gelen, ağırlıkla, Hatay ve yöresi, Mersin ve yer yer Adana ilimizde yaşayan Arap Alevi insanların adlandırılmasında kullanılan bir ifade..İlk bakışta sorun olmayan, tersine, övünç kaynağı sayılması gerekecek, emeği ve toprak emekçisini anlatan, alın teri yüklü ve onurlu bir tanımlama..Ne var ki, baş tacı edilmesi gerekecek bu emek yüklü çaba; Arap Alevilerinin aşağılanması, hor görülmesi, " alt ve bayağı işlerde çalışıyorsunuz " türünde ezme ve aşağılama yüklenir..Yaşı ortalama 50 ve üstünde olan Hatay geneli ve Adana'lı insanımıza bu tür ifade, Siyah ırk mensubu insanımıza 'zenci' denmesindeki vurgu kadar aşağılayıcı, ve öteleyendir..! Şu an yaş ortalaması 50-60 olanlar, geçmişlerinde, bu tür ifade ve vurguların aşağılama ve öteleme amaçlı kullanımına yoğun tanıklık eden kuşak insanlarıdır...Tüm karmaşık işlerin anlatımında, halen kullanılan, 'Arapsaçı' da, aynı aşağılayıcı vurguda olmasa da, yine bir ayrıştırmanın zihinlerde taze tutulan sözcük grubundan sayılır...

Nusayri adlandırmasındaki ısrar da bunun, inancı doğrudan hedef alan, bir başka aşağılama türüne işaret eder..!“Suriye’de bir nevi sapık Alevi anlayış olan Nusayriler iş başında...” ( Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’ın 6 Ekim 1998 tarihinde meclis grubunda yaptığı konuşmadan ) demecindeki vurgu da aynı yanlış zihin ve algının devlet düzeyinde yer edinmiş halini anlatır...
( Devam edecek )
Kaynak: Taha Haber


Hatay Özgülünde Alevi Sorunu - 2. Bölüm



Muammer Doğan / Taha Haber
Nusayri tanımlaması; Mezhebin kurucusu olan Ebû Şu'ayb Muhammad ibn Nusayr'in isminden türemiş, tasavvufi bir öğretidir..! On Birinci İmâm Hasan el-Askerî'nin öğrencisi Muhammed bin Nusayr'in devamı olmak, ancak övünç kaynağı sayılmalıdır..Aşağılama, ve yaftalama burada da devam ediyor..Bir inancın savunuculuğu ve izleyiciliği, devlet eliyle, kirli sayfalarda, kirletilmiş bilgiler eşliğinde yapılamaz-yapılmamalı.." Nusayri ” ismini tarihler boyu kirli göstererek, resmi yazışmalarında, hukuklarında dinsiz, zındık, sapık mezhep olarak tanımlayarak işlev gördükleri bu ismi bize vermelerinin tek nedeni, karşılarında, insan merkezli öğretisi ve çıkarı dışlayan radikal duruşuyla, biz Alevileri dışlamak ve ötekileştirmektir.. Alevilik genel şemsiyesi altındaki, farklı kol, tarikat, görüş ve yorumların tümü, kaynağını, Allah-Muhammed-Ali, üçlemesindeki temel hareket noktasından, ve devamında 12 imamın huzurunda Ehli-beyt sevgi ve muhabbetinden alır..! Kapsayıcılık ve kimi bölgesel farklılıklardaki vurgu düzeylerini daha net adlandırabilmek açısından, Hatay ve yöresindeki bizler, Arap Alevileri tanımlamasının daha somut olduğu konusunda görüş beyan etmeyi daha uygun buluyoruz..

Yanlışın, bilinçli olarak kafa bulanıklığı yaratmak için kullanıma sokulduğu her alan ve cephede, her lafız ve adlandırmada doğruyu söyleyip-haykırmak bir görev sayılmalı..! Bildiğimizi söylemeli, bilmediğimizi öğrenme uğraşına girmeli, bilenlerden dinlemeli, kaynakları araştırıp-okumalı..Başka bir yolu yok.

Kendi adıma; farklı ulus, halk, yaşam, ve inanç grubundaki tüm farklılıkları olağan sayar, zengin çeşitliliği içindeki yaşamın, insan topluluğuna yansısını veren boyutundaki iz düşümü olarak görürüm..Ve her yer ve zamanda, özellikle inanç adına yapılan iftira ve kötü yakıştırmaları, çevremi oluşturan bu farklılığın ileri gelenleri ile, şu vurguyla süslemeyi görev bilirim.."..Biz, kendi cahilimizle, siz de, kendi cahiliniz ile uğraşınız-eğitiniz..! Bilinçli olanların şemsiyesi altında olmanın keyfini beraberce yaşayalım.." Bilirim ki, bu inanç eşiğinden hakkıyla ve doğru bir biçimde geçemez isek, başka ve esas meselemiz ile ilgilenemeyecek, konsantre olamayacağız..

Esas meselemiz inanç ve yaşam farklılığı değildir..Farklı inanç ve farklı yaşam tarzlarını bünyesinde taşıma kabiliyetinden yoksun, dar-ırkçı-kafatasçı-hastalıklı
 inanç sahipleridir..! Bize bu dünya ve coğrafyayı dar eden, bizi, yanında görmek istemeyen, dünyayı kendilerinden ibaret sayan, ahireti de ( inanmadığı halde !) pazarlayan istismarcı-tüccar zihniyetidir..! İnanç kavgasını körükleyenlerin, bunu gündemden düşürmeyenlerin amacı da, özünde, bizi esas meselemizden uzaklaştırmak, hedef şaşırtmaktır..! Meselemiz; insanların, insanca yaşamasını sağlamaktır..Eşit-hür ve demokratik katılımla, her ulus-halk ve inanç grubunun kendi özgürlüğü içinde, kendini hakkıyla ve sansürsüz ifade etmesi üzerinedir..Halk sofrasında ayrı-gayrı yoktur, barınmaz..! Bizi uğraştırdıkları sorun ve düğümlerin çözüm yolunun, mevcut toplumsal örgüden geçmediğini hatırdan çıkarmadan, yeni bir üretim tarzı adına insanca bir toplum projesi örgütleme uğraşına girmeli, çözülmesi gereken her düğümün, yeni bir inşaata girişmek demek olacağını bilince kazımalıyız..! Önerilecek her özgür çaba ve uğraşın, Özgürlük sınırının, bir başkasınının özgürlüğü ile sınırlı olduğunu-olacağını söylemeyi gereksiz bir fazlalık olarak görüyorum..!

Uluslar ve halklar arasında, yaşam içinde en küçük birimiyle insanlar arasında, nifak-ayrıştırma-öteleme, ve giderek kıyım ve katliamlara zemin hazırlama çabasına giren kim ve hangi kaynak ve güç olursa olsun, devlet içindeki rütbe ve işgal ettiği makama bakılmaksızın afişe edip-tavır almak, insanlık görevi sayılmalı..! Neye gücünüz varsa onu yapın..! Doğru adına ne biliyorsanız onu cesaretle, ve mutlaka bilincin uygun enstrümanlarıyla haykırmalısınız...İnsanlık alemine bırakılacak en değerli ve inançla söylemek gerekirse, en kutsal miras bundan başkası da değildir..!

Düğümü çözmede el uzatan herkesi, düğümü atandan daha maharetli görmüşümdür..!