Cumhurbaşkanı Dr. Başşar al Assad'dan bomba iddia: Erdoğan Müslüman Kardeşler üyesi
Sputnik Türkiye’nin haberine göre; Esad sığınmacı krizinin ardından Rus gazetecilere konuştu. Suriye’deki sorunun müzakereler ve diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini belirten Esad, terör dışında iktidarı paylaşmaya hazır olduğu mesajını verdi. Başından beri bunu kabul eden muhalefetin bir kısmıyla anlaşmalar yaptıklarını bildiren Esad, “Birkaç yıl önce bazı muhalifler hükümete girdi. İktidar paylaşımının Anayasa ve seçimlerle düzenlenmesine rağmen, ileriye dönük adım atmak için iktidarı paylaşma kararı aldık. Bu muhaliflerin halkı temsil oranını da göz ardı ettik”dedi.
Esad’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
Batı'nın duruşu ve yürüttüğü enformasyon savaşı, göçmenlerin Suriye hükümetinden kaçmış gibi gösteriyor. Batı medyası Suriye hükümeti için “rejim” tanımını kullanmakta. Ancak Batı ülkeleri, bir gözle göçmenler için ağlarken diğeriyle nişan alıyor. Mesele şu ki, bu insanlar ölüm korkusu nedeniyle, terörizmin getirdiği sonuçlar yüzünden Suriye'yi terk etti. Terör ve altyapının yok edilmesi koşullarında en temel ihtiyaçları karşılamak imkansız hale geliyor. Bunun sonucunda insanlar terörizmden kaçıyor ve dünyanın diğer noktalarında geçimini kazanma fırsatını arıyorlar. Batı, bir yandan göçmenler için ağlarken diğer yandan da krizin başından beri teröristleri destekliyor.
“ÖNCE BARIŞÇIL PROTESTO DEDİLER”
Batı, Suriye'deki olaylar için önce “Barışçıl protestolar”, sonra “Ilımlı muhalefetin gösterileri” dedi, şimdi de IŞİD ve El Nusra teröründen bahsediyorlar. Ancak yine de Suriye hükümetini, “Suriye rejimini” ve Suriye Devlet Başkanı'nı suçluyorlar. Bu propaganda politikası devam ettiği sürece daha fazla göçmene ev sahipliği yapmak zorunda kalacaklar. Mesele, Avrupa'nın göçmenleri kabul edip etmemesi değil, sorunun temel sebeplerinin ortadan kaldırılmasıdır. Eğer göçmenlerin kaderi Avrupalıları endişelendiriyorsa, teröristlere desteklerini kessinler. Bu konuda görüşümüz bu. Bu sorunun özü bu.
“AVRUPA SUÇLU”
Avrupa'ya gelince, elbette suçlu. Bugün Avrupa, yeterince para ayıramadığı için, göçü organize edemediği için, organizasyon eksikliği yüzünden mülteciler Akdeniz'i geçmeye çalışırken boğulduğu için kendini suçlu gösteriyor. Tüm masum kurbanlar için yastayız ancak denizde boğulanın hayatı, Suriye'de ölenin hayatından daha mı değerli? Neden teröristler tarafından kafası kesilenin hayatından daha değerli? Denizde boğulan çocuğun yasını tutarken Suriye'de teröristlerin kurbanı olan binlerce çocuk, yaşlı, kadın ve erkekleri nasıl görmezden gelirler? Avrupalıların bu rezil çifte standartları artık kabul edilemez ve herkese açık. Kurbanların bir kısmına üzülüp diğerlerinin kaderiyle ilgilenmemek mantığa sığmıyor. Aralarında aslında bir fark yok. Avrupa, terörizmi desteklediği ve koruduğu için suçlu. Teröristlere “Ilımlı” diyor ve gruplara bölüyor. Oysa hepsi aşırılıkçı.
“ONLAR OY VERMEYE GİDİNCE BATILILAR ŞAŞIRDI”
Suriye'yi terk eden her bir insan, görüşü veya imkanları ne olursa olsun hiç şüphesiz vatan için büyük bir kayıp. Elbette teröristler hariç. Bu göç bizim için büyük bir kayıp. Seçimleri sordunuz. Suriye'de geçen yıl başkanlık seçimleri yapıldı. Yurtdışında, başta Lübnan'da, çok sayıda mülteci vardı. Batı medyasının propagandasına inanılırsa hepsi, onlara baskı yapan ve öldüren Suriye hükümetinden kaçtılar. Sanki devlet düşmanıymış gibi gösterildiler. Ancak büyük bir kısmı, güya onları öldüren devlet başkanına oy vermek için sandıklara gittiklerinde Batılılar şaşırdı. Bu, propagandacılar için büyük bir darbeydi
TERÖRİZME KARŞI ÇAĞRI
Bugün her bir Suriyeliye şu anda ne istediğini sorsak, ilk yanıt“herkes ve her bir vatandaş için güvenlik ve istikrar”olacak. Böylece hükümet içindeki siyasi güçler olsun, iktidar dışı siyasi güçler olsun, Suriye halkının gereksinimleri etrafında birleşmek zorunda. Bu şu anlama geliyor: Birincisi terörizme karşı birleşmeliyiz. Bu açık ve mantıklı. Bu yüzden diyorum ki, siyasi güçler, hükümet veya hükümete karşı savaşan yasadışı silahlı oluşumlar, terörizme karşı birleşmeli. Nitekim bunu görmeye başladık. Daha önce Suriye hükümetine karşı savaşan bazı gruplar, şimdi yanımızda teröre karşı mücadele ediyorlar. Bu yönde somut adımlar atıldı, ancak bu görüşmeden istifade ederek tüm güçleri terörizme karşı birleşmeye çağırıyorum. Çünkü bu, Suriyelilerin diyalog ve siyasi süreç üzerinden belirlediği siyasi amaçlara varmanın tek yolu.
“TÜRKİYE SİLAH VE PARA GÖNDERİYOR”
Türkiye sınırında terörist olmayacak diyorsak bu, onların diğer bölgelerde kalacağı anlamına geliyor. Bu tür bir söylem bizim için kabul edilmez. Terörizm her yerde yok edilmeli. 30 yıldan fazla bir süredir, terörizme karşı uluslararası ittifakı oluşturmaya çağırıyoruz. Batı'nın El Nusra ile işbirliğine gelince, bu bir gerçek. El Nusra ve IŞİD'e silah, para ve gönüllü gönderen Türkiye'dir. Türkiye'nin de Batı ile yakın ilişkileri var. (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan ve (Başbakan Ahmet) Davutoğlu, başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin onayını almadan bir adım bile atmaz.
“IŞİD KONTROLDEN ÇIKTI”
El Nusra ve IŞİD, güçlenmelerini Batı'nın himayesine borçlu. Batı, terörizmi, her an kolundan çıkararak kullanabileceği bir koz olarak görüyor. Bugün IŞİD'e karşı El Nusra'yı kullanmak istiyorlar, çünkü IŞİD kontrollerinden çıktı. Ancak bu, IŞİD'i yok etmek istedikleri anlamına gelmez. İsteselerdi, bunu yapabilirlerdi. Bizim için IŞİD, Nusra ve sivilleri öldüren diğer benzer silahlı gruplar, teröristtir.
Kiminle diyalog yapılacak? Bu çok önemli bir soru. Başından beri, terörist tehdidi azaltacak ve istikrara yol açacak her türlü diyaloga hazır olduğumuzu dile getirdik. Elbette bu siyasi güçleri de ilgilendiriyor. Bazı silahlı gruplarla diyalog yürüttük ve anlaşmalara vardık. Bu anlaşmalar sayesinde sorunlu bölgelere barış geldi. Diğer yerlerde militanlar Suriye ordusuna katıldı. Onlar diğerleriyle birlikte savaşıyor ve canlarını vatan için feda ediyorlar. Yani IŞİD, Nusra ve benzerleri dışında herkesle diyalog yürütüyoruz. Nedeni basit, bu örgütler terör ideolojisine dayanıyor. Devlete karşı çıkan örgütler değil bunlar. Hayır. Onlar, terörizm fikirleriyle besleniyor. Bu yüzden onlarla diyalog, hiçbir sonuç vermez. Onlara karşı mücadele edilmeli, yok edilinceye kadar savaşmalı. Onlarla hiçbir diyalog mümkün değil.
“TERÖRİZM AKREP GİBİDİR”
Başta Rusya ve İran olmak üzere dost ülkelerle işbirliği yapıyoruz. Bizim gibi terörizme karşı mücadele eden Irak'la. Diğer ülkelere gelince, ciddi şekilde terörizme karşı mücadele etme niyetinde olan tüm ülkelerle işbirliğine açığız. ABD öncülüğündeki sözde terörle mücadele ve IŞİD karşıtı koalisyonun böyle bir niyeti olduğunu görmüyoruz. Gerçek durum şu ki, koalisyon operasyona başlamasına rağmen IŞİD genişlemeye devam ediyor. Ellerinden hiçbir şey gelmiyor. Bu koalisyonun, karadaki duruma hiçbir etkisi yok.
Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Fransa, ABD ve teröristleri himaye eden diğer Batı ülkeleri, terörizme karşı mücadele edemezler. Aynı anda hem teröristlere karşı olmak hem de onlarla birlikte olmak mümkün değil. Ancak terörizm akrep gibidir: Cebine koyarsan, seni mutlaka sokar. Bu bağlamda söz konusu ülkeler, politikalarını değiştirmeye karar verirse biz onlarla işbirliğine karşı çıkmayız. Tek şart, bunun hayali değil gerçek terörle mücadele koalisyonu olması.
“ÜLKEMİZİ KORUMA İRADESİ DAHA GÜÇLÜ”
Elbette, savaş kötü bir şey. Ülke ne kadar zengin ve güçlü olursa olsun her savaş yıkıcıdır, her savaş toplumu ve orduyu zayıflatır. Ancak bu bir ölçek değil, çünkü her zaman olumlu yanları da vardır. Savaş, düşman karşısında toplumu pekiştirmeli, ordu ise ülke saldırıya uğrayınca tüm toplumlarda en önemli simge haline gelir. Toplum orduyu düşünür, gereken tüm desteği sağlar. Vatanı korusunlar diye gönüllüleri ve acemileri askere gönderir. Aynı zamanda savaş, tüm silahlı kuvvetlere büyük deneyim kazandırır. Diğer bir deyişle hem olumlu hem de olumsuz yanları var.
“MİLİTANLAR ORDUYA KATILDI”
Soruyu, “Ordu zayıfladı, mı güçlendi mi” şeklinde sormak doğru değil. Halk desteği, orduyu gönüllülerle temin ediyor. Rezerv var mı, sorusuna gelince; elbette var. Eğer ordunun rezervi olmazsa bu oldukça zor savaşa 4,5 yıl boyunca dayanmak mümkün olmazdı. Özellikle de bugünkü düşmanımız sınırsız insan kaynaklarına sahipse. Suriye'de 80-90'dan fazla ülkeden terörist savaşıyor, yani düşman çeşitli ülkelerde milyonların desteğini alıyor. Bu ülkeler, teröristlerin saflarında savaşsınlar diye insanlarını buraya gönderiyor.
Orduya gelince, rezervlerimiz öncelikle yurt içinden. Bu sayede ülkemizi korumaya devam ediyoruz. Ayrıca inatçıyız, çünkü rezervler insan kaynaklarıyla kısıtlı değil, ayrıca irade de demek. Bugün savaşmak ve ülkemizi teröristlere karşı korumak iradesi eskisinden daha güçlü. Bu durum, daha önce devlete karşı savaşan bazı militanların hata yaptıklarını anlayarak devlete katılmaya karar vermesine yol açtı. Şimdi orduyla birlikte savaşıyorlar, bazıları silahlı kuvvetlere katıldı, diğerleri ellerinde silahla Suriye'nin çeşitli noktalarında orduyla birlikte hareket ediyor.
“ABD'YLE HİÇBİR KOORDİNASYON YOK”
(IŞİD’e karşı mücadele) Şaşıracaksınız ama yanıtım hayır. Anlıyorum, pek gerçekçi gelmiyor. Tabiri caizse ortak düşmana karşı savaşıyoruz, hiçbir koordinasyon olmadan ve birbirimizle çatışmadan aynı yerde aynı hedefleri vuruyoruz. Kulağa garip gelebilir ama gerçek bu. Hükümet ve Suriye silahlı kuvvetleri ile ABD arasında hiçbir koordinasyon veya temas yok. Onlar, karada IŞİD'e karşı savaşan tek güç olduğumuzu kabul etmek istemiyor.
Onlara göre, muhtemelen Suriye ordusuyla işbirliği, IŞİD'e karşı etkili olduğumuzun itirafı olabilir. Maalesef, bu duruş ABD idaresinin ileriyi görememesini ve inatçılığını yansıtıyor. Yani dolaylı koordinasyon bile yok mu? Örneğin Kürtler üzerinden? ABD'nin Kürtlerle işbirliği yaptığını biliyoruz, Kürtler ise Suriye hükümetiyle temas halinde. Iraklılar dahil hiçbir üçüncü taraf yok. Eskiden Irak üzerinden yapılan hava saldırıları hakkında bize önceden bilgi verirlerdi. Ancak o zamanlardan beri onlarla bağlantı kurmadık, üçüncü ülkeler üzerinden mesaj göndermedik birbirimize.
“IRAK İŞGALİ İLK KIRILMA NOKTASIYDI”
Her ülkede hatalar yapılır. Ancak bu hatalar kader belirleyici değil, sıradan bir iş. Peki, bu hatalar, nasıl oluyor da Suriye'de yaşananlar gibi olaylara yol açıyor? Bu mantıklı değil. Şaşıracaksınız ama kırılma anı, ABD'nin Irak'a saldırdığı 2003 yılı oldu. Bu işgale kesinlikle karşıydık, çünkü toplumda bölünmeye yol açtığını biliyorduk. Biz, Irak'ın komşusuyuz. Bu savaşın sonucunda Irak'ın mezhep kimliğine göre bölüneceğini anlıyorduk. Batı'da, mezhepsel bölünme yaşayan bir diğer ülke Lübnan ile komşuyuz. Bu iki ülke arasında kaldık ve tüm bunların bizi de etkileyeceğini çok iyi anlıyorduk. Bu krizin kaynağı o savaştı. Irak'ın mezhep temelde bölünmesi Suriye'yi de etkiledi ve ülkemizde mezhepsel çatışmayı körükleme işini kolaylaştırdı.
ERDOĞAN’IN SALTANAT HAYALİ
İkinci önemli kırılma anı, Batı'nın 1980'li yıllarda Afganistan'da"özgürlük savaşçıları" dedikleri teröristlere resmi destek sağlaması oldu. Sonra Irak'ta, 2006'da ABD'nin himayesi altında IŞİD ortaya çıktı ve Washington hiçbir şekilde bu örgüte karşı mücadele etmedi. Tüm bu faktörler toplamda, Batı'nın desteğinde, başta Katar ve Suudi Arabistan Körfez ülkelerinin finansmanıyla, Türkiye'nin lojistik desteğiyle ayaklanmaların başlaması için koşullar yarattı. Özellikle de Erdoğan'ın Müslüman Kardeşler'den olduğu ve Suriye, Mısır ve Irak'ta durum değişirse yeni saltanatın kurulacağına inandığı dikkate alınırsa... Osmanlı değil, Müslüman Kardeşler'e ait bir saltanat... Erdoğan'ın yönetiminde Atlas'tan Akdeniz'e kadar yayılacak bir saltanat. Tüm bu faktörler, bölgeyi bugünkü duruma getirdi. Bir kez daha altını çiziyorum, hatalarımız ve başarısızlıklarımız oldu, ancak bunlar gerekçe değil. Aksi halde devrimler neden demokrasinin ne olduğunu bilmeyen Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinde olmuyor?
Kaynak: http://www.gazetecileronline.com/