Başkan mı, sultan mı, yoksa halife mi?
| Başkan Halife Sultan Tayyip Erdoğan |
“Sen” denilerek kastedilen hiç şüphesiz ki
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildir. Erdoğan uzun
doğgansüreden beri Türkiye’nin parlamenter hükümet sistemine son vererek,
başkanlık hükümeti sistemine geçmesi gerektiğini savunuyor. Türkiye’de hatırı
sayılır bir kesim de, başkanın olağanüstü yetkilerle donatıldığı bu “Türk
usulü” başkanlık rejimini geriye dönüşü olmayan bir diktatörlük kurulmasının
ilk adımı olarak görüyor.
| Sultan Tayyip Erdoğan |
Ancak AK Parti’nin 1 Kasım
2015 seçimlerinde yüzde 49,41 oy olarak büyük bir zaferle çıkması, başkanlık
rejimine ilişkin tartışmayı tekrar ve büyük bir hızla ülke gündemine taşıdı.
Seçimlerin hemen ardından AK Parti’nin değişik düzeylerdeki temsilcilerinden
başkanlık rejiminin tartışmaya açılması gerektiğine ilişkin beyanlar geldi.
Başkanlık rejiminin bir referandum konusu yapılacağına ilişkin en net açıklama
ise 1 Kasım seçim sonuçlarını değerlendiren Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü İbrahim Kalın’dan geldi.
Kalın, 1 Kasım seçim sonuçlarını da dikkate alarak konunun millete sorulacağını
ve bir karara varılacağını söyledi.
Ancak bir anayasa değişikliği
önerisini referanduma sunabilmek için 330 milletvekilinin bu yönde oy
kullanması gerekiyor. AK Parti’nin ise aldığı yüksek oy oranına rağmen
parlamentoda 317 milletvekili bulunuyor.
7 Haziran seçimlerini “Seni
başkan yaptırmayacağız” sloganı ile kazanan HDP’nin 1 Kasım seçimlerinden sonra
sözcüleri aracılığıyla yaptığı çeşitli açıklamalarda “başkanlık sistemini tartışmaya
açık” olduklarını söylemesi, başkanlık sistemine ilişkin
pazarlık ve görüşmelerin barış sürecine dönülmesi ve Öcalan’ın ev hapsine
çıkması gibi konularda anahtar rolde olacağını gösteriyor.
Kürt sorunu konusunda bir
pazarlık aracı olabilecek olması başkanlık sisteminin Türkiye’de demokrasiye
bir katkıda bulunacağı anlamına gelmiyor. Daha önce AK Parti’nin Meclis Anayasa
Komisyonu’na sunduğu taslaktan da görüleceği üzere bu başkanlık sistemi oldukça
Türkiye’ye özgü ve başkana belki de hiçbir ülkede olmayan yetki ve görevler
veriyor.
Türk tipi başkanlık sisteminde
başkanın kararname çıkarma yetkisi bulunuyor. Bu da aslında fiilen yasama ve
yürütmenin aynı elde toplanması anlamına geliyor. AK Parti’nin başkanlık
sistemi taslağında meclisin yasa çıkarma yetkisi olsa da başkanın bu yasaları
veto etme hakkı bulunuyor. Başkan bir kere veto ettiği zaman meclisin aynı
yasayı tekrar kabul edebilmesi için üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun
lehte oy kullanması gerekiyor. Başkanın meclisi feshetmekten, yüksek
mahkemelerin üyelerinin yarısını atamaya kadar ciddi yetkileri bulunuyor.
Bakanlar başkan tarafından atanıyor. Diğer başkanlık sistemlerinden farklı
olarak AK Parti’nin önerdiği sistemde başkanlık ve meclis seçimleri aynı günde
yapılıyor.
Prof. Dr. Levent Köker,
başkanlık seçimi ile meclis seçimlerinin aynı gün yapılmasının başkan ve yasama
çoğunluğunun aynı siyasi eğilimden olmalarını
sağlamayı amaçladığını söylüyor. Türkiye’nin en ünlü anayasa hocalarından
birisi olan Prof. Ergun Özbudun da AK Parti’nin başkanlık sistemi hakkında
oldukça kaygılı konuşuyor. Özbudun’a göre AKP’nin önerisi “hiçbir denge ve denetim
sistemine yer vermeyen bir tek adam yönetimi”
getiriyor.
AK Parti’nin önerdiği
başkanlık sistemini sadece kâğıt üzerindeki bazı teorik hükümleri analiz ederek
değerlendirmeye çalışmak çok da kullanışlı bir analiz yöntemi olmayabilir.
Türkiye’de son yıllarda korkunç bir hal alan medya özgürlüğü ve giderek
zayıflayan yargının bağımsızlığı gibi faktörler göz önüne alındığında sistemin
merkezine oturtulan bu “güçlü adamı” kimin nasıl denetleyip sınırlandıracağı
cevapsız bir soru olarak ortada duruyor.
| Halife Tayyip Erdogan |
1 Kasım sonrasında
yapılan bir kamuoyu anketi Türkiye’de
başkanlık rejimini destekleyenlerin oranının yüzde 31, parlamenter sistemde
kalınmalı diyenlerin oranının ise yüzde 57 olduğunu gösteriyor. AK Parti’nin,
başkanlık sistemini kampanyasının merkezine aldığı 7 Haziran seçimlerinde
yaşadığı yenilgi de Türkiye toplumunun geniş kesimlerinin başkanlık rejimine
çok sıcak bakmadığını açıkça ortaya koymuştu.
Bu açıdan bakıldığında, 1
Kasım seçimlerinden kısa bir süre önce Koza İpek Grubu’na yapılan polis
baskını, bu holding bünyesinde bulunan Bugün gazetesi, Millet gazetesi, Bugün
televizyonu ve Kanaltürk’ün kayyum idaresine geçirilip kısa sürede bir AK Parti
propaganda aracına dönüşmeleri başka bir okumaya tabi tutulabilir mi?
Erdoğan’ın ve AK Parti’nin
başkanlık sistemine geçiş konusundaki hırsları, Türkiye’de giderek
zayıflatılmış ve oksijen çadırında yaşayan muhalif yayın organlarının daha da
fazla ezilmesiyle sonuçlanabilir mi? Son zamanlarda medya üzerinde uygulanan
muazzam baskı ile başkanlık sistemi için yapılacak bir referandumdan önce
çatlak seslerin duyulmasının istenmemesi arasında bir ilişki olabilir mi?
Görüldüğü gibi Türkiye’de
“başkanlık sisteminin” yeniden gündeme gelmesi ciddi bir tartışmanın fitilini
ateşliyor ve pek çok yeni soru işaretini gündeme getiriyor.
Orhan Kemal Cengiz
Kaynak: Abna