Ya Ali

Ya Ali

1 Kasım 2014 Cumartesi

Lebbeyke Ya Hüseyin Lebbeyke. Aleyhisselam

BUGÜN AŞURA GÜNÜDÜR, yani Muharrem Ayɪnɪn 10. Günüdür.

MUHARREM AYI' denince; aklɪmɪza Evrensellik MATEM gelir! “Her Gün Așura Her Yer Kerbela”

Bugün lanetlik Yezid’in, Hz. Peygamberimizin Muhammad s.a.a soyunu bitirmek için Hz. Hüseyin’le a.s savaștɪğɪ gündür. Bu Savașla İslamiyetin sona ermesi için sinsi mücadele veren Küffar Emevilerin, yenilgi günüdür.

Bugünde Hz. Hüseyin a.s  İslamiyetin devamɪ için Cihat ettiği gündür, bugünde Hak’kɪn ve Batɪl’ɪn savaștɪğɪ gündür. Batɪl gidecek ve Hak yerini bulucak. Eğer Hz. Hüseyin bu kahramanlɪk Șehadetini yerine getirmeseydi, İslamiyet biterdi.
Hz. Muhammad s.a.a Hadisinde

“Benim bu oğlum Hüseyin , Irak topraklarında şehit edilecek. Her kim ona yetişirse ona yardım etsin.”

Temiz ve Dürüst İslamcɪ anlayɪșɪnɪn ahiret gününe kadar sürmesi için, ben Müslümanɪm diyen herkes  Hz. Hüseyinin saffɪnda yer alɪr.

Lebbeyke Ya Hüseyin Lebbeyke. Aleyhisselam

Haksɪzlɪğa Sen dur demezsen, ben dur demezsem, her Gün Kerbala olur ve Her Gün Așura olur !
Haksɪzlɪğa göz yuman, Zalime Mazlum, Mazlumada Zalim diyen ve değirten herkes, Allah’ɪn karșɪsɪnda hesaba çekileceği günü düșünsün.!

Kerbela Katliamı yalnɪz dünün değil, bugün’ünde  Katliamɪdɪr !


Kerbela Katliamı !

Kerbela Vak'ası, Hz. Peygamberin sevgili torunlarının Irak'ın Kufe kenti yakınlarında Hicri takvime göre 10 Muharrem 61 tarihinde şehid edilmesi olayına verilen isimdir

Kerbela Katliamı, Müslümanların tarihinde yaşanan en trajik olaylardan biridir. Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin'e bağlı küçük bir grupla, Emevi halifesi Yezid'e bağlı ordu Hicri 61. Yılın 10 Muharrem gününde, bugün Irak sınırlarında olan Kerbela'da karşılaşmış, aralarında çocuk ve kadınlarında da bulunduğu Hz. Hüseyin ve maiyetindekiler şehid edilmişti.
Hz. Muaviye'nin ölümünden sonra Yezid'in halife olmasına başta Hz. Ali'nin yönetim merkezi seçtiği Küfe'deki halk olmak üzere Müslümanlar tepki göstermişti.  Şura ve seçim sistemine dayanmayarak Yezid'in halife olması Müslümanlar arasında ayrılıklar çıkacağına bir işaretti. Öncelikle Hz. Ali'ye bağlılıkları ile bilinen Küfe halkı Hz. Hüseyin'e bir mektup yazarak onu Küfe'ye davet etmişlerdi. Emeviler döneminde Şam'ın başkent seçilmesi, fetihlerin merkezinin bu şehrin olması eski başkentin gelirlerinde azalmaya yol açmış ve siyasi önemini kaybetmişti.
Hz. Ali'ye bağlılığı ile bilinen Müslim bin  Akil ve Hani bin Urve'nin Küfe'ye yeni atanan Emevi halifesi Ubeydullah tarafından öldürülmesi tepkilere neden olmuştu. Hz. Hüseyin başta Abdullah bin Abbas tarafından Küfe'ye gitmemesi konusunda uyarılmış hatta tarihi kaynaklara göre devrin şairi Ferazdak "Küfe'ye gitme, onların gönlü seninle fakat kılıçları Ümmeyye oğullarıyladır" demişti.
Hz. Hüseyin ve Emevi ordusu arasındaki savaş Bağdat'a 100 kilometre uzaklıktaki Kerbela'da başladı. Savaş başlamadan önce bir grup Hz. Hüseyin'i terk ederek Emevi valisi Ömer bin Saad'ın tarafına geçti. Emevi ordusu önce Hz. Hüseyin'i korumaya çalışanları öldürdü yalnız Hz. Hüseyin kalınca da Ömer bin Saad'ın emriyle onun üzerine yürüdüler. Hz. Hüseyin ve beraberindeki 72 kişi katledildi.
Hz. Hüseyin'in ve öldürülenlerin mübarek başları kesilerek önce Küfe'ye sonra da Şam'a gönderildi. Şam'a gönderilenler arasında Hz. Hüseyin'in refakatindeki kadınlar ve çocuklar da vardı. 

HZ. HÜSEYİN VE DÖNEMİ

(KERBELA OLAYI)


İmam Hüseyin, Hicret’in üçüncü, bir rivayete göre ise dördüncü yılı Şaban ayının 3. günü Medine’de doğdu. Gene rivayete göre altı aylık doğmasına rağmen yaşamıştır. İslam inancına göre Hz. Hüseyin’in dışında altı aylık doğupta yaşayan tek insan Meryem oğlu İsa peygamberdir.

İmam Hüseyin’in altı erkek, iki kız çocuğu olmuş ve soyu Zeynel Abidin Ali’den yürümüştür.

İmam Hüseyin, kardeşi İmam Hasan’ın Muaviye’ye biatına v eonunla uzlaşmasına baştan beri karşı çıktı. Kardeşi Hasan’a bu davranışının nedenini sorduğunda ise; O’ndan, “Babamız Ali’nin uzlaşmasına sebep olan şeyler bana da sebep olu” cevabını almıştır. Bir başka deyişle Hasan, kendi yüzünden kan dökülmesini istemediği için böyle davrandığını söylemiştir.

İmam Hasan’ın öldürülmesinden sonra Irak’lılar Hüseyin’e biat etmek istediyse de Hüseyin, Hasan’la Muaviye arasındaki uzlaşmanın ancak Muaviye’nin ölümü ile biteceğini söyleyerek bunu kabul etmedi.

Muaviye, Hicret’in altmışıncı yılı Recep ayının 15. günü öldü. Yerine ölmeden önce oğlu Yezid halife olarak bıraktı. Böylece İslamiyette, saray-saltanat ilişkisi kurulmuş oldu.

Muaviye, zevk ve eğlenceye aşırı düşkün, içkici ve kumarcı bir insandı. Halk üzerinde o kadar ağır bir baskı kurmuştu ki, cuma günleri kılınan cuma namazını çarşamba gününe aldırdığı halde halktan kimsenin sesi çıkmadı. Bu tür davranışlar onun için bir güç gösterme aracıydı.

İslamiyet artık sarayı, saltanatı, debdebesiyle; vezirleri, hadımları, ordusu, kumandanları, zindanları ve cellatlarıyla; zulmü, kahrı ve keyfi idaresiyle tarih sahnesindeydi. Sahnenin arka planında ise, bir yandan har vurup harman savrulan bir hazine, bir yandan da yoksulluk içindeki halk yığınları vardı.

Gölpınarlı bu durumu Roma İmparatorluğu’na benzeterek şöyle yazıyor:

“Roma İmparatorluğu ayrı bir dil ile, hükümlerin ebaş eğilmeyen bir din ile, fakat İslam kisvesine bürünerek tarih sahnesine çıkmıştı artık.”

Ünlü tarihçi, Muaviye’nin yerine geçen oğlu Yezid’i de bize şöyle tanıtıyor:

“Kendisine böyle bir saltanat devreden babası ölürken bile başucunda bulunmak lüzumunu duymayan, avlanmakla gönül eğleyen Yezid, gününü-gecesini, çalgı-çağanak dinlemekle, köçek-çengi oynatmakla, içip kendinden geçmekle sürdürmeyi adet edinmiş bir kişiydi.”

Zevk ve eğlenceye düşkün olan Yezid, İslamiyette içki, şarap vs.nin yasak olmasına karşın, şairliğini şu ifadelerle gösteriyordu:“Bu şarap Muhammed’in *dininde haram ise, sen de onu Meryem oğlu İsa’nın dinince al, iç.”

Yezid, testiden kadehe dökülen şarabın çıkardığı sesi ise, Hatim’le Zemzem arasında koşuşan hacıların ayak seslerine benzetiyordu.

Yezid, babası Muaviye’nin ölümünden sonra kendisini halife etti. Medine Valisi Utbe oğlu Velid’i de İmam Hüseyin’e göndererek kendisine biat etmesini istedi. Yezid, hiç bir gecikmeye meydan verilmemesini ve gerekirse Hüseyin’in hapsedilmesini istemeyi de unutmamıştı.

Medine Valisi Velid de Hüseyin’i makamına çağırarak, Muaviye’nin öldüğünü, *yerine oğlu Yezid’in geçtiğini ve kendisine Hüseyin’in biatın ıalmakla görevlendirdiğini söyledi.

Hüseyin bu isteğe şiddetle karşı çıktı. Kendisinin babasına (Muaviye) bile biat etmediğini, Hasan ile Muaviye’nin aralarında bir anlaşma yaptığını hatırlattıktan sonra hilafet’in saltanat gibi babadan oğula geçmemesi gerektiğini anlattı. Hüseyin, şöyle devam etti:

“Şu dünyanın gidişatına bak ya Velid, haksızlık da ağaçlar gibi büyüyüp dal budak salar oldu. Muaviye zaten halifeliği binbir hile ile ele geçirmişti. Bu da yetmezmiş gibi şimdi de oğlu halifeyim diye ortaya çıkıp hak iddia ediyor.”

Hüseyin, bu sözlerinden sonra, kendisinin zalim soyuna biat edenlerden olmayacağını haykırdı. Babasının hilafet adına hançerlendiğini, ağabeyinin hilafet adına zehirletildiğin ihatırlattıktan sonra da vali konağını terk edip gitti.

İmam Hüseyin bu meydan okumadan sonra Mekke’den Medine’ye göçü düşünürken Kûfe’ye gitmeye karar verdi. Hatta Kûfe’lilerin biatını almak için önceden amcası oğlu Müslim’i gönderdi. Müslim burada 30.000 biat aldı. bunu duyan ve çılgına dönen Yezid ilk tedbir olarak İbni Ziyad’ı Basra valiliğniden Kûfe valiliğine atadı. Çünkü Kûfe valisi Numan da Hüseyin’e biat edenler arasındaydı.

Hz. Hüseyin Mekke’den, İbni Ziyad Basra’dan Kûfe’ye doğru yola çıktılar. Kûfe’ye daha önce gelen İbni Ziyad, vali konağına gittikten sonra şehirde korkunç bir terör estirmeye başladı. *Yüzlerce kesilmiş insan başı sokakları doldurdu. bu ilk saldırıdan sonra, biatlarını geriye almazlarsa tümünü kılıçtan geçireceği tehdidini savurarak, halkı sindirdi.

Müslim, Kûfe’deki yeni gelişmeleri İmam Hüseyin’e bildiremeden öldürüldü. Ölüsü Kûfe sokaklarında dolaştırıldıktan başka, İbni Ziyad koparılan başı Yezid’e gönderdi.

Hz. Hüseyin’i Kûfe dışında halk yerine İbni Ziyad’ın ordusu ve komutanı Hür İbni Riyad karşıladı. Son acı durumu Hüseyin Hür’den öğrendi. Daha acısının ilk şokunu üzerinden atamamıştı ki, kumandan Hür, kendisinden de Yezid’e biat istedi.

Kumandan hür, “Emir böyle” deyince, Hüseyin buna cevap olarak, “Yezid soyunun *kardeşimi öldürdüğünü yedi cihan bilir. Sen *binlerce mazlumun kanını üstüne sıçratmış bir katilin söylediklerini emir sayıyorsun, öyle mi?” diye sordu.

Bir yandan Hüseyin’e zarar vermek istemeyen, bir yandan da İbni Ziyad’ın emirlerine karşı çıkamayan kumandan Hür, İbni Ziyad’dan gelen son emri Hüseyin’e şöyle bildirdi: “Ya teslim olup Kûfe’ye *götürüleceksin, ya da hepiniz susuz bir yerde konaklayacaksınız.”

Hz. Hüseyin bu son emirle çok zor bir durumda kalmıştı. Çünkü karşısında güçlü bir ordu, yanında ise kendisiyle yola çıkıp buraya kadar gelmiş çoluklu çocuklu 70-80 kişi vardı.

Sonunda onlara döndü ve şöyle dedi: “Beraberliğimiz buraya kadar olacak. Ben Yezid’e biat etmem. Ama benim yüzümden size zarar gelmesini de istemiyorum. Ben arkamı size döndüğümde siz dağılın. Yalnız kalmaktan başka sizden bir isteğim yoktur. Ama Yezid’in başımı kopardığını duyarsanız biliniz ki o baş biatsızdır.”

Bu konuşmaya rağmen yanındakilerin Hz. Hüseyin’den ayrılmamaları üzerine Yezid’in komutanı Hür, onları susuz bir yere yürüttü. Burası, tarihe Kerbela adıyla geçecek yerdi.

Susuzluğun ne demek olduğunu ve susuzlukla yapılan işkencenin korkunçluğunu bu bir avuç insandan daha iyi bilenin olamayacağını büün tarih *kalın *harflerle yazdı.

Kerbela’da çöl ortasında aç ve susuz kalmış bir avuç insanın üstüne Yezid tarafınan ordu üstüne ordu gönderildi. *Takviye edilen yeni ordunun komutanı ise, Hüseyin’i Kûfe’ye çağıranlardan Ömer İbni Saad idi. O da Hüseyin’i *“Ya biat, ya savaş” tercihiyle karşı karşıya bırakmıştı.

Savaş başlamadan önce, bir yanda sayıları binlerle ifade edilen Yezid’in ordusu, bir yanda da susuz, yorgun, uğradıkları haksızlıkların acısı içinde bekleşen 70-80 kişi vardı:Hz. Ali’nin oğulları, İmam Hasan’ın oğulları ve diğerleri... Yani Hz. Muhammed’in soyu, ehlibeyti.

Hz. Hüseyin, Yezid’in ordularının karşısına başında Hz. Muhammed’in sarığı, boynunda kılıcı, elinde ise babası Hz. Ali’den devraldığı sancakla çıktı.

Hz. Hüseyin, Yezid’in ordusuna, bir insanın iktidarı ne kadar güçlü olursa olsun, inanmış insanların bu gücü kırabileceğini göstermek istiyordu.

İmam Hüseyin, tek tek bütün komutanları yenince bütün ordu üstüne saldırdı. Yüzlerce asker saldırıya geçti. Kumandan Ömer uzaktan bağırıyordu:

“Başını kesin... Başını kesin.”

Simr adlı bir asker kanlar içinde kıvranmakta *olan Hüseyin’in başını gövdesinden ayırdı ve koşarak komutan Ömer’e götürdü. Ömer bu kesik başı eline alıp, “İşte Yezid’in önünde eğilmeyen Hüseyin’in başı. Allaha şükürler olsun ki görevimizi yerine getirdik. Allah bunu bizlere nasip etmiştir” dedikten sonra, Hüseyin’in kesik başı ile birlikte Yezid’in sarayına doğru yola çıktı.( 8)

Hz. Hüseyin, Hicret’in 61. yılı Muharrem ayının onuncu günü, ikindi vakti Kerbela’da işte böyle katledildi. Öldüğünde 56 yaşındaydı.

Kaynak:  Alɪntɪ